2019’u uğurlarken…

Ekonomik büyüme ve işsizlik açısından unutmak istediğimiz bir yılı geride bırakıyoruz. Bu seneyi cari açığın düşük büyüme ve yükselen işsizlik maliyetiyle azaldığı, firmaların yatırım yerine bilançolarını tamir etmeye çalıştığı bir dönem olarak tanımlayabiliriz. 2020 de çok farklı olmayacak gibi duruyor. Bu süreçte bize yardımcı olabilecek yegâne faktör ise küresel ölçekte düşük faiz döneminin devam etmesinin beklenmesi. Bu düşük faiz dönemi özel sektörün döviz borcunu daha az bir maliyetle çevirebilmesinin yanında 2020’de bir önceki seneye oranla çok daha fazla borç ödemesi yapacak Hazine için de büyük önem taşıyor. Tabii bu düşük faiz fırsatından ne ölçüde yararlanacağınız uygulayacağınız politikaların itibar görmesi ile de yakından ilgili. Bu çerçevede ise iki konu ön plana çıkacak gibi duruyor. Bu konuların ilki bütçe disiplinini tüketim ve yatırımları aşındıracak vergi düzenlemeleri yerine kamu harcamalarını kontrol altına alarak ve keyfilikten uzak bir şekilde sağlamak. Geçen senenin Yeni Ekonomi Programı’nda temel vurgulardan biri olan disiplini kamu maliyesi alanında sağlayamadığımız açık. Önümüzdeki sene özel sektörün borcunun yanına kamu borcunu eklemek ya da vergilere yüklenerek tüketim ve yatırımların toparlanmasını ertelemek işleri daha da içinden çıkılamaz hale getirebilir. İkinci konu ise ekonomi yönetiminde güvenilirliğin ve şeffaflığın yeniden tesis edilmesi olarak öne çıkıyor. Merkez bankasının rezervlerinden enflasyona kadar geniş bir spektrumda kamuoyunda açıklanan rakamlara ve uygulanan politikalara dair herhangi bir kuşkunun olmaması gerekiyor. Şeffaflığın ve güvenirliliğin aşınması bu düşük faiz dönemindeki fırsatların da tam anlamıyla değerlendirilememesine yol açabilir. Faiz ve kuru baskıladığımız dönemin sonuna geldik. Öte yandan bir süredir TCMB’nin faizleri ve döviz kurunu, kendi rezerv kalitesindeki bozulmayı göze alıp baskıladığını görüyoruz. Bununla beraber 2019’un sonuyla beraber faiz ve döviz kurunun aynı anda baskılandığı dönemin sonuna geldiğimizi düşünüyorum. Aralık ayından itibaren yükselmesini beklediğimiz enflasyon, TCMB’nin rezerv miktarının ve kalitesinin kura müdahaleye izin vermemesi, kamu maliyesinde yaşanabilecek olası olumsuzluklar TCMB’nin düşük faiz ve düşük kurdan birini diğerine tercih etmesi gerekecek olan bir dönemin yaklaştığını gösteriyor. Bu iki anahtar göstergede aynı anda iyileşme sağlamanın en kestirme yolu ise hiç kuşku yok ki itibarı yüksek ve olumlu sonuçları hemen görülmeye başlanacak bir programın devreye sokulması olacaktır. Büyümenin lokomotifi ihracat olabilir mi? Önümüzdeki dönemde tüketim ve yatırımların durgun seyredeceği düşünüldüğünde ihracatın ekonomik büyümeye daha fazla destek vermesi kritik bir önem taşıyor. Bununla beraber Türkiye’nin de dahil olduğu gelişmekte olan ülkelerde ihracata dayalı bir büyüme modelini başarıyla uygulamak da giderek zorlaşıyor. Ana ihracat pazarımız olan Avrupa Birliği’nde durgunluğun devam etmesi ve diğer önemli pazarımız olan Ortadoğu’da süregelen siyasi gerginlikler ihracat gelirlerimizi olumsuz etkileyecek nitelikte. Bununla beraber büyük bir engel daha var: Sanayileşmiş ülkeler bir yandan giderek daha fazla korumacı tedbirler alırken diğer yandan da Sanayi 4.0 sürecinde bir zamanlar “terk ettikleri” sanayi kollarında yeniden üretim yapmaya başlıyorlar. Üretim süreçlerinin giderek daha fazla sermaye bağlı olması ve otomasyonun hız kazanması, gelişmiş ülkeler ile gelişmekte olan ülkeler arasındaki maliyet farklarını daraltarak ucuz işgücü ve zayıf döviz kuruna dayalı bir ihracat politikasının başarı olma şansını ortadan kaldırıyor. Bir başka ifadeyle, Asya Kaplanlarının ilk dönemi başta olmak üzere gelişmekte olan ülkelerin küreselleşme sürecindeki başarı hikayesini günümüze uyarlamak neredeyse imkansız gibi. Sınırların giderek daha fazla belirginleştiği, korumacı tedbirlerin artığı ve gelişmiş ülkelerin “yeniden sanayileşme” çabalarına hız verdiği bu dönemde ihracatı artırmak için daha fazla çabalamak ve ezber bozmak gerekiyor. Bu çerçevede, bu derginin de okuyucu kitlesini dikkate alarak, yabancılara gayrimenkul satışının döviz kazandırıcı bir işlem olması sebebiyle ihracat kalemi olarak değerlendirilmesi, üzerinde çalışılabilecek önemli bir başlangıç noktası olabilir. 2020’de dikkatle izleyeceğimiz alanlardan biri de bu. Prof. Dr. Ümit Özlale Özyeğin Üniversitesi Ekonomi Bölümü Başkanı